Dostlar arasına hasret uçurumu girdiğinde, yıldızlarla ayrılık köprüsü kurduk yürekten yüreğe. Gönlümüzün hasret günlüğüne unutmayı ve unutulmayı hiç yazmadık..
..

Ay çiçeği zamanı Geleceğim demiştin

Bahçelerde Ayçiçeğimi Kaldı vefasız.

Sen gurbet elde Gönlünü eyleye dur

Bekleyende halmi kaldı vefasız.

Kınalı Keklik Karakterliler

"AĞAÇ BALTAYA DERKİ SEN BANA YARA AÇAMAZDIN SAPIN BENDEN OLMASA"

Haftada bir gün Pazar kurulur divriğine.
Çarşının arka trafına sebzeciler, onun yanında konfeksiyon, hırdavat, mutfak eşyalarının pazarlandığı tezgahlar sabahın en erken saatinde kurulurdu. İlçede işi olan köylüler hep Pazartesi gününe erteleyerek, işlerini Pazar alışverişi ile birleştirirlerdi.Öğleden sonra herkes işini bitirir,çarşının iki sokak arkasındaki parktaki minibüsün veya traktörlere balık istifi yerleşerek köylerine dönerlerdi.
Diğer günlerden daha kalabalık olurdu divriği.
Hasip usta, yani Çaycı Hasip için Pazar gününün bereketi o günkü cömertliği ile daha iyi anlaşılırdı.

Deli Yaşar’a her zaman bir domatesle yarım ekmek verirken o gün içine tahin helvasını doldurur, üstelik de bütün bir ekmeği verir ‘’ Ye ulan dürzünün dölü ye ye de millete iyi söv ‘’ diye tenbih ederdi.

O biçarede iri ve uzun burnunun altındaki enine uzamış dudaklarını önce gerip sonra ayırarak yarısı eksilmiş dişlerini çıkartarak ‘’ olur ayı ‘’ derken, Hasip yanındakilerine ‘’ hele dürzünün eniğine hele ‘’ diye gülerdi.Öteden biri ‘’ deli bu, delide düzen olur mu? ‘’ derken bir başkası hatırasını ekleyerek ‘’Ne delisi, o senden benden akıllı.

Geçen gün elinde bir yağlık dolusu erik getiriyordu, istedimburnunu gösterdi. Madem deliyse vereydi. ‘’ diyerek Yaşar’ın deli olmadığını iddia ediyordu.

Tolga birkaç masa ötede kehribar ağızlığına sigarasını birkaç itinalı çevirme ile yerleştirip benzinli çakmağı ile tutuşturan Kara Seyid’in yanına selam verip oturdu.O kadar masa da boş sandalye dururken Tolga’nın yanına gelmesiyle kendini mutlu hissediyordu. Hasib’e seslenip iki parmağını gösterip çay istedi.Birkaç nefes tütünden sonra kaymakamı sordu, Ömer’den iyi haberi aldıktan sonra yanında kekliğini öven Durdu’yu dinliyordu.Durdu,
-- Emmi Göğdere’nin başındaki gayaya gurduk duzağı bu sefer. Üç postadan üçü de dolu çıktı.
-- Şerefsiz olur kekliğin gözeli.
-- Eyi para veriyolar. Angara’da çok para ediyo , çok gıymatlı.
-- Şerefsizde ondan gıymatlı.
Tolga konudan habersizdi.Çayını karıştırırken,
-- Seyit amca bir şeyler söylüyorsun ama anlamadım.Yani Ankara’da şerefsizler mi kıymetli diyorsun?
-- Haşa...
-- O zaman ben mi yanlış anladım?
Durdu gülerek söze karıştı.
-- Seyit emmim gözel kekliği hoşlanmaz.Halbuki zabahınan evden bir ötüşü olur değme getsin.Adamın içi açılır.Amma emmim çil kekliği sever gınalı kekliği sevmez.
Tolga, batıl bir inanç veya asılsız bir rivayetten kaynaklanan bir çeşit nefret olduğu kanaatiyle,
-- Gerçekten bende severim.Allah ne kadar güzellik vermiş.Hem görünüşü, hem sesi...
Kara Seyit Tolga’yı üzmek istemiyordu ama onun kekliği övmesine de rıza göstermekte zoruna gidiyordu.Üstüste çektiği dumanlara sesini karıştırarak,
-- Allah bazı yarattıklarına bek çok nimet verir, amma bazısı da o nimetlere şükredeceği yere şerefsiz olur.
Durdu bozulmuştu.
-- Ula emmi dinini seversen ne şerefsizliği var ?
Sövmek geldi içinden.Tolga’nın yanında olmazdı.
-- Gınalı keklik şerefsizdir.Yavrucuğum iki tevir keklik var.Birisine çil keklik derler, ötekine gözel keklik derler.Çil kekliği gafese goyunca esarete dayanamaz gahrından gendini boğar ve ölür. Ben bu yüzden çil kekliği bek çok severim, şerefli hayvandır.
-- Ya kınalı keklik ?
-- O şerefsize gelince, onu heç sevmem.Ulen namussuzum ekinlerin arasında bir gaçışı olur, sinsice garşına çıkar gaybolur gider.
Durdu,
-- Ne var emmi bunda ?
-- Amma öteki açıktan uçar, mert adam gibidir, bu namussuz galleş yürüyüşlüdür.Bu alçağı dutup gafese goyunca hemen alışır, bir avuç yem için uçmayı bile unutup evin etrafında kapı köpeği gibi gıvranıp durur.
- Alışıyo emmi...
- Peki, çil keklik niye alışmıyo? Bu maya meselesi... Tolga yavrum, bu keklik avcısıdır, ağnatsın bakalım keklik avı nasıl olur.
Tolga henüz gözlerini Durdu’ya çevirmeden Durdu heyecanla anlatmaya başladı.
- Gayanın depesine gafesdeki kekliği bırakır, gafesin edrafına duzağı gurar, onun edrafına yem atarsın. Keklik öterek edrafındaki diğer keklikleri çağırır.
- Ötekiler gelir mi?
Kara Seyyit öfkelice
- Gelmez mi ahmak şerefsizler. Şerefsizin biri çağırır da öteki şerefsiz gelmez mi?
- O muhitte bulunan bütün keklikler gelirler, teker teker duzağa düşerler. Biz de sonra varıp hepisini gafese alır eve getiririz. Bir gaç gün yemledikten sonra alışırlar, gafesi açık goysan bile gitmezler.
Kara Seyyit Tolga’ya,
- Emmim, bunlar şerefsiz değil de nedir? Ulan şerefsiz, gendin gafesdesin, hakkın hürriyetin alınmış, öteki hür yaşayanlara sebep olup onları niye duzağa çekiyon. Ya o şerefsizin çağırmasına gulak verip gelenlere ne demeli. Onlar iyi bi şerefsiz olsalar, bakarlar ki o şerefsiz gafesde, onun gibi olmamak için o muhide yanaşmazlar bile. Birisi ırkına, soyuna cinsine ihanet edecek kadar, öteki ihaneti farketmeyecek kadar şerefsiz...İşte ben bunun için gnalı kekliği heç mi heç sevmem. Eti de batsın, gozelliği de.
Tolga,
- Tuzağa gelenlerde mi şerefsiz sence...
- Yavrucağzim, insan mugaddes bildiği şeyler üzerinde hassas olmalı. Ahmaklık şerefsizliğin anahdarıdır. Ahmak adam bir gün zillete de düşer illete de. O kekliğin halini gere göre onun zilletine şahit olarak onun yanına datlı diline ganıp gelen de onun gadar şerefsizdir benim gozümde.
Durdu bozulur gibi olmuştu.
- Duzağa çağıran şerefsiz, düşen şerefsiz, ya ben ne oluyom emmi?
Gülerek cevap verdi Kara Seyyit,
- O senin işin oğlum. Sen avcısın. Senin işin av yapmak.
Tolga saatine baktı, okulun saati yaklaşmıştı. Ayağa kalkıp, Kara Seyid’in öfkeden kızıla çalan yüzündeki irileşen gözlerine bakarak;
- Sen, kınalı keklik şerefsiz olur, deyince öyle güzel yapılı, güzel sesli bir hayvana şerefsizliği yakıştıramamıştım. Ama kafese bu kadar çabuk alışacak kadar köle ruhlu,cinsinden olanların hürriyetini sabote edecek kadar hain olan bir yaratık ne kadar güzel olursa olsun şerefsizdir. Haklısın, kusura bakmayın okulun vakti geldi, ben izninizi istiyeceğim.
- Güle güle yavrum. Anladın değel mi, gınalı keklikler de, keklik garekterlilerde şerefsiz olur.
Tolga’nın dağarcığına iki kelimelik bir metin daha yerleşmişti.

KEKLİK KARAKTERLİLER

...

Doğan Doğan

oy gül harmanı gönlümün bülbül ırgatı doğan
seni ekşi eriği tuza bandırıp yer gibi
çiğdemini nevruzunu okşayan yel gibi
serçe kanadında berge tadında severim

seni toprağa tohum eker gibi
Tırnakla demir söker gibi
Buzdan çıplak ayakla geçer gibi
Güneşini bir yudumda içer gibi severim

Dostlar köylümüz olmayan bu dağları hiç gezmeyenler için bu sözler bu görüntüler dağdan taştan yıkıntıdan başka bir şey ifade etmeyebilir belki sizin için
ama biz buralara bakanda bir çakıltaşı ısınır içimizde bir serçe yavrusu gelir konar yüreğimizin ucuna
Göçer yüreğimiz yerinden götürür bizdeki bizi o çocukluğumuzun kabuk bağlamaz diz yarasına .
biz buralara bakanda keklik takımları suya iner kenger kanar yüreğimizde ellerimiz madımak evelek toplar
ömrümüz zemheride bahar olur bulutlar kararmadan gözlerimize nisan yağmurları iner

Şimdi diyebilirsinizki peki siz buraların nesini seviyorsunuz ?
bir insan anasını babasını niçin sever niçin sever uğruna öldüğü yavrusunu niçin sever nazlı yarini
bir insan anasız babasız yaşayabilir eşi çocuğu olmadanda yaşayabilir ama vatansız yaşayamaz
şu anda yokluktan yoksulluktan köyümüzü terkedip dünyanın en imkanlı en güzel yerlerinde yaşıyor bile olsak ve orayı sevmiyorsak orası bizim değildir ve cehennemimizdir.
işte dostlar dünyanın en imkansız yeri bile olsa şu anda gidemiyor bile olsak ve orayı seviyorsak orası bizimdir anamız babamız yarimiz çocuğumuzdur sağken gidemediğimiz ama öldükten sonra gideceğimize inandığımız gitmek istediğimiz cennetimizdir.
orası Doğan'dır

Nurettin Erdoğan

Greenpeace Eylemlerini Destekliyoruz
*Duyurular*

Dogan Köyü.com Powered By MKPortal ©2003-2008